20 Kasım 2009 Cuma

Rock Republic 2005 / Overkill / Blitz ile Sohbet

Ağrı Kesici için yazıldı, Yıl 2005:

BLİTZ İLE SOHBET

Evet arkadaşlar, Overkill bize Rock Republic festivalinin ilk gününde yine muhteşem bir müzik ziyafeti sundu. Konseri photo pit’ten izlerken - arada tam karşımda duran Bobby ile birbirimize mosh çekerek, arada D.D. Verni’ye “tapınarak” – grubun, özellikle de Bobby’nin, inanılmaz enerjisine ve DD’nin tartışmasız karizmasına yeniden tanık olmak harikaydı ve kaptırdım gittim. Ancak insan olarak da takdir edilesi özellikleri var bu adamların. Son konserlerinde rehberleri ben olmuştum, dolayısıyla birlikte çok vakit geçirmişliğimiz, samimiyetimiz vardı zaten, ama bu seferki karşılaşmamızda yine de bu kadar sıcakkanlılık ve “eski dost” muamelesi beklemezdim doğrusu. Konser öncesi Dave Linsk’le ilk karşılaştığımızda daha ben bir şey demeden selamlaması, sarılıp “seni görmek çok iyi” demesi, sonra karşılaştığım Bobby’nin de selamlaşma faslından sonra hemen yeni davulcuyu tanıştırması (çok sevimli biri, grupta olmaktan acaip heyecan duyduğunu söylüyor) hep sempati puanlarını tavana vurdurdu. Durum böyle olunca konser sonrası röportajımızı da bir sohbet havasında yapmayı tercih ettik. Bobby “Blitz” Ellsworth ile “çay saatimizin” özeti aşağıda, bakın:

Evet Bobby, anlat bakalım, bu gece nasıl geçti sizin için, sonracıma dün Dorock’a gidip takılmışsınız, biraz bunlardan bahsedelim.


Dün Dorock’ta AC/DC’den “Dirty Deeds”i çaldık…

Bütün grup orada mıydı?

Maalesef Derek yok yanımızda bildiğin gibi, kişisel sorunları var…

Yine eşiyle mi ilgili?

Fazla kişisel bir şey o yüzden bunlara girmeyelim şimdi. On gün sonra yine bizimle olacak, o kadarını söylemekle yetineyim.

Yani sizin aranızda bir sorun yok?

Yok, asla, Derek bizim değişmez elemanımızdır, sadece aynı zamanda bir aile adamı…

Peki Tim’le (Mallare) görüşüyor musunuz?

Hayır. Tim benden 17000 mil uzakta oturuyor! Telefonla bile görüşmüyoruz. Bir anda yokoldu. Bana grubu bırakacağını söylemedi bile! Bir anda “evlendim, yeni bir işim var, yani bir evim var, bye!” diye yokoldu! Hatta hoşçakalın demedi bile! Çok garipti. Sadece DD ile bir gün yaklaşık on dakika kadar konuştu, gelmeyeceğini söyledi ve bir anda bitti.

Daha önce seninle konuştuğumuzda dostça ayrıldığınızı, hala görüştüğünüzü söylemiştiniz. Gerçi daha çok yeniydi o zaman ayrılığınız…

Yalan söyledim! Hahaha…Sadece kibar olmaya çalışıyordum. Ama sonra hiç aramadı, ben onu birkaç kez aradım ama cevap vermedi, hattı kullanım dışındaydı filan, ben de vazgeçtim. Ama bunları bir kenara bırakınca, bizim her zaman sahnede olan bitene odaklıyızdır ve bunun için hep en iyisini vermeye çalışırız. Ron harika bir davulcu ve o da bu grupta çalarken her şeyini veriyor, ve Türkiye’de olmak onun için muhteşem bir deneyim!
Burada olmaktan dolayı çok mutlu. Şov da çok iyi gitti bence. Biz de şu an sadece dört kişi olarak çalsak bile eski günleri hatırlatıyor bu bize ve çok rahat hissediyoruz. İnsanlar da durum ne olursa olsun çalmamızı takdir ediyorlar sanırım. Tabii ben ya da DD ya da Dave ya da şu an Ron bile olmadan çalmak biraz zor olurdu, ama yapmamaktansa yapmayı tercih ediyoruz biz hep. Geçen sefer de yine Derek gelememişti, yine dört kişi çalmıştık. Bu gecenin izlenimi ise harika bir duygu diyebilirim. Brutal bir duygu hatta. Seyircilerden çok yüksek seviyede bir enerji açığa çıkıyor sanki. Tabii bu gece headliner’dık ama sanki geçen seferden bile daha mutluydular bizi gördükleri için. Benim durduğum yerden elleri, yüzleri gördüğün zaman çok acaip bir etki yaratıyor. Sanırım geçen geldiğimizde bıraktığımız izlenimi insanlar beğenmiş olacak ki bu gece headliner olmamızdan dolayı sevinçliydiler.

O enerji bir seyirci olarak beni de etkiledi yeniden. Şov boyunca karşılıklı olarak arttırıyoruz enerji alışverişini sanki.

Haha, gençliğin pınarını bulduk!...Metal! Gerçekten de sevdiğin şeyi yapıyorsan eğer o işe yüksek bir enerji katman zor olmuyor. Bu da bu grubu tek kılan şeylerden biri bana göre – her zaman en iyisini vermeye çalışıyoruz. Ama bu yavaş bir ilerleme olsa bile, mesela iki sene öncesine göre, yine de insanlar “bu adamlar yaşlandıkça daha enerjik oluyorlar, nasıl oluyor bu” diyor ve bu hoş bir şey, ama sevdiğin işi yapınca fazla düşünmene ve yapay olmana gerek kalmadan zaten açığa bu şekilde çıkıyor. Yani bu turun ilk şovuydu. Enerjik olmak yerine doğru çalmak üzerine yoğunlaşmalıydık aslında, ama hata bile yapsak önemli değil. Bu bazen çok iyi bir tavır olabiliyor. Ve karşılığını alıyoruz!

Evet, benden de karşılık aldınız! “Bugün boynumu rezil etmeyeceğim, bugün headbang yapmayacağım” desem de duramadım yine!

Haha, gördüm!... (Yanımızdaki Jerry adlı Polonyalı elemana döner ve der ki:) Sen de “Dirty Deeds”te öyle sırıtıyordun ki sırf diş’ten ibarettin!...

(Jerry, Onur, ben:) Manyaktı, süperdi!…

“Angus” tezahüratı başlatsaydık keşke…

(Jerry:) Burada sanırım nasıl reaksiyon vereceklerini bilemezlerdi.

Bence gayet iyiydiler.

(Jerry:) AC/DC hiç çalmadı ya burada, o yüzden öyle düşünüyorum.

Evet, evet, haklısın…

(Jerry:) Herneyse, gördüğüm en iyi sovlardan biriydi! (Hepimiz:) Evet, biz çok eğlendik.

Ciddi misiniz? Güzel duygu. Yardımcı olabildiğim için sevindim, hahaha…

Dünden bahset biraz da. Dorock’u sevdin mi? Bir Türk rock bar’ında takılmak nasıldı? Geçen sefer sadece DD ve Dave’i Caravan’a götürmüştük, sen“sağlığıma dikkat ediyorum, uyumalıyım” diyerek çıkmamıştın bizimle.

Daha az sağlıklıyım artık, hahaha…yok, yok, sadece çıkıp bir bira içtim, o kadar. Kırkbeş dakika kalmışımdır ancak, öyle bütün gece takılmadım. Eğlenceliydi. Cool insanlar vardı, resimler çektirdik fanlarla. Bazen bir politikacı gibi hissediyorum, “nasılsınız” derken bebek öpen, hahaha! Collateral Damage’di galiba çalan grubun adı, Maiden, Rainbow, AC/DC coverları filan çalıyorlar. “Dirty Deeds” ve “In Union” çaldık. Onlar ara veriyordu, aletlerini bize vererek nezaket gösterdiler, biz de çıkıp çaldık. Sonra organizasyonda yardımcı olan Didem beni otele geri götürdü ve sanırım saat bir’de yataktaydım. Sonuçta ertesi gün büyük bir gün. Şovu düşünmeye başlıyorsun. Otel odasına giriyor ve düşünmeye başlıyorsun “naptım ben bugün” diye. “Harika bir akşam yemeği yedim, Türkiye’ye geldim, bazı eski dostları gördüm, bir rock bar’a gittim, bir bira içtim, AC/DC söyledim ve şimdi de yine oteldeyim. Yarın şovum var.” Hep böyle gidiyor yıllardır ve bu aslında cool bir şey, enerjiyi sağlayan şey de bu. Hiçbir zaman bunların çok doğal şeyler olduğunu düşünmüyoruz. Bu bir “rock star grubu” değil ve hiç olmadı. Tabiî ki “çekilin önümden, bir sovumuz var!” diyebilirdik, hahah, en önemli şey bu, ama “iyi olacak her şey” diyoruz ve şovdan önceki gerginlik de, 20 yıl sonra bile, gecenin başarılı geçmesindeki en önemli etkenlerden biri.

(Araya Jerry girer:) Rock müzik zaten sırf müzikten ibaret değil, bir tavır da sözkonusu. Sizde de bu tavır halen var.

Metalciyiz çünkü. Çok basit. Yaptığın şeyi seviyorsan…ki yaptığımız iş harika bir iş. Her sabah uyandığımda turneyi düşünüp gülümseyebiliyorum. Bir boya fabrikasında da çalışabilirdim! Hahaha! Ama sevdikten sonra boya fabrikasında da mutlu olabilirsin.

(Onur sorar:) Dün Dorock’taki gibi bir performansı başka ülkelerde de gerçekleştirmişliğiniz var mı?

Uzun yıllardır hiç parti yapmıyordum. Şimdi de şovdan bir bira ya içiyorum, ya da hiç içmiyorum. Alkol olayına fazlaca girmek pek iyi değil benim için. Overkill için beni barların dışında tutmak daha iyi bir şey! Hahaha! Demem o ki, evet, yaptık, ama en son on yıl önce yapmıştık, dün geceye kadar.

(Onur:) Kendinizi iyi duyabildiniz mi?

Evet, evet, iyiydi. Sence sound iyi miydi?

(Onur:) Tabi, çok iyiydi. (Ben yine:) Peki burada kalan zamanınızı nasıl değerlendirmeyi düşünüyorsunuz? Festivalde örneğin Slayer’ı seyredecek misiniz?

Aslında umuyorum, ama Pazar 5.30’da döneceğimiz için zor olabilir. Joe Cocker ile Hollanda’da çalacağız. Maiden, Joe Cocker, biz, Marillion…

(Hepimiz:) Ne kombinasyon ama!…

Tamamen bir müzik festivali, birçok değişik türü bir araya getiriyorlar. Ailem de orada olacak çünkü karım Hollandalı. Yani, evet, Slayer’ı görmek isterim ama sanırım gitmemiz gerekecek. Onları son Amerika turunda görmüştüm…

Peki biraz şehri gezecek misin ya da gezdin mi?

Yarın Sultanahmet’e gideceğim. Bugün de bir kuleye çıktım…

Galata mı?

Kulağa doğru geliyor…alt katında hediyelik eşya dükkanı, üst katta restoran var. Çok cool. Yarın bir de imza saatimiz var. Yani günün yarısı festivalde, yarısı İstanbul’da geçecek. Çok etkileyici bir şehir. Bir çocuk ayakkabılarımı boyadı. Ona iki milyon verdim, 22 alıyorum dedi!

(Jerry:) Bugün otobüste müzik dinleyerek giderken ne kadar güzel bir şehir olduğunu düşündüm…

Muhteşem bir yer…

İçinde yaşadığın zaman pek de öyle değil! Arada bir ziyaret edince güzel tabii…

Çok kalabalık, orası doğru…

(Jerry:) Hiç Prag’a gittin mi?

Evet, çok güzel. Doğuya geldikçe de mimarinin ne kadar değiştiğini görüyorsun, hayat tarzlarının ve kültürlerin de…Gerçekten bizim için çok cool. Düşünsene, kaç kez gelebilirsin normalde buraya?

İstanbul’un klasik anlamda oryantal bir şehir olduğunu düşünüyor musunuz?

Hayır, Avrupai olduğunu düşünüyoruz aksine. Belki Ortadoğu’ya açılan kapı denebilir çünkü burada da birçok kültür iç içe geçmiş durumda. Çok dindar olanları görebiliyorsun, daha az dindar olanlar ve de hiç umursamayanları! Bu arada ayakkabılarımı boyayan çocuk parayı bana geri fırlattı! “Sana yirmiiki vermem” deyince çok kızdı bana, hahaha!...

(Onur:) Söyleyeceklerin var mı peki son olarak?

Burada olmak eğlenceliydi, her zaman çok güzel. İyi insanlar, güzel bir kültür, çok misafirperver insanlar. Herkes sorunlarını çözmeye uğraşıyor, herkes seninle konuştuğu için mutlu olduğunu belli ediyor, insanlar İngilizce bilmese bile – biz maalesef Türkçe bilmiyoruz – yardımcı olmaya çalışıyor, o yüzden buraya gelişimiz her zaman yumuşak bir geçiş oluyor. Burası 1999 yılından beri düzenli geldiğimiz bir yer olmaya başladı, umarım ki devamı gelecektir. Her seferinde daha fazla insan tanıyoruz, şehri de daha iyi tanıyoruz, sanırım buranın bir yerlisi olmaya başladım!
Almanya’da Rock Hard Festivalinde çaldık geçenlerde. Şovdan sonra bir kadın geldi soyunma odasına. Niyet satıyordu, para da European Children’s Fund organizasyonuna gidiyordu. Bizim de şovumuz çok iyi geçmişti, oturuyordum öyle gömleksiz falan, herkes “harikaydınız” diyordu bir yandan, o da “Bir niyet alsana” dedi. Ben de “Yok istemem, ama al bu 10 Euro’yu bağışlayayım” dedim. “ Niyet almak zorundasın karşılığında” dedi, ben hala istemedim. Fakat arkadaşımı, niyeti benim yerime alması için ikna etti. Ve Türk sahillerinden birinde bir tatil kazandım! Ben ve karım için 7 günlük, her şeyin dahil olduğu bir tatil!

Süpermiş! Nerde?

Adını hatırlamıyorum, emaillerimde var. Bana mail atarsan söylerim. Belki Ekim’de o tatil için gelebilirim.

İşte bu noktada artık Bobby’yi bıraktık ki beklemekte olan arkadaşlarla resim filan çektirebilsin. “Yarın gel kahve içelim” teklifini ertesi gün geç geldiğim için ne yazık ki gerçekleştiremediysem de bu müthiş sıcak, komik ve mütevazi insanı tekrar görmüş ve sohbet etmiş olmak büyük keyifti. Grubun diğer üyeleriyle de vedalaştıktan sonra yorgun argın ama mutlu metalciler olarak evin yolunu tuttuk. Bu gece Wreckingcrew’nun bir parçası olmuş olmak tatlı bir yorgunluk vermişti, gittik mışıl diye uyuduk.

Seyda Babaoğlu

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder