King Diamond "Abigail II - The Revenge" hakkında

Aşağıdaki yazı aslında Laneth dergisi için yazılmış olup dergi yayın hayatına son verince Deli Kasap'ta yayınlanmıştır. Albümün çıktığı yıl 2002, ancak yazının yayınlanması 2003:

Arkadaşlar, yeni King Diamond albümü “The Puppet Master”ın çıkmasına az kalmışken (Ekim’e ne kaldı şurda!) kalan süreyi önceki albümle oyalanarak geçirmek isteyenler olabilir diye düşündüm. Bu sebeple daha önce Laneth için yazdığım bir yazıyı yayınlamak istedim. Malumunuz, Laneth’in bu sayısı hiç çıkamadı ve benim özene bezene yazdığım yazı da arşivlerde kalakaldı. Biraz bayatlamış olsa da King aşkıyla yanıp tutuşanlar ilgilenebilir. Ne de olsa King’in eserleri zamansız ve ölümsüzdür. Bu arada davulcu Matt’ten aldığım son haberlere göre albüm zamanında çıkarsa (King şu an vokalleri kaydediyormuş), Ekim-Aralık için Kanada ve ABD turnesi planlıyorlarmış. Mart-Nisan 2004’te ise Avrupa turnesi söz konusu. Majesteleri bizim diyarları tekrar ziyaret edecek olursa eğer kalbim bu heyecana ikinci bir defa nasıl dayanır bilemem doğrusu. Şimdiden bu fikre kitlendim kaldım, başka birşey düşünemez oldum! Neyse, hadi sizi aşşaa alalım, yazı var orda. Stay heavy!


İNTİKAM TATLIDIR...

...hele bu Abigail’in intikamıysa! Ne de olsa ilk ortaya çıktığı yıl 1987’ydi. O gün bu gündür intikam almak için bekledi durdu, ve nihayet 2002 yılında bu emelini gerçekleştirdi ve huzura erdi...mi acaba diyor ve direk konuya dalıyorum. Doğru tahmin ettiniz, konumuz King Diamond’un son albümü “Abigail II – The Revenge”.
“Abigail II”, adı üstünde, “Abigail” albümünün bir devamıdır. “Abigail”de cevapsız bırakılan bazı sorular bu albümde açıklığa kavuşuyor ve hikaye tamamlanıyor. Son derece karmaşık akrabalık ilişkileri söz konusu burada, bu yüzden albümün kitapçığında bir soyağacı, daha doğrusu bir olaylar ve meydana geldikleri tarihler çizelgesi bulunuyor. Official King Diamond sitesinin yaptığı bir röportajda King detaya inip bu ilişkileri ve olayları söyle açıklıyor (gerçi çoğunu zaten şarkı sözlerinden de çıkarabiliyorsunuz, ama ben yine de biraz ön bilgi vereyim):
Şimdiii, ilk Abigail, Gregory O’Brian’ın, Countess De La Fey ile yasak ilişkisinin sonucunda ölü doğan kızıdır esasen. Gelecek nesillere ibret olması amacıyla Abigail mumyalanarak malikanenin mahzeninde bir tabutta saklanmıştır, kontes ise öldürülüp yine aynı mahzene gömülmüştür. Gregory O’Brian’ın başka bir kadından bir de oğlu olur, James O’Brian. Bu James ise Jonathan La Fey’in babasıdır. Yani ilk Abigail ve James O’Brian üvey kardeştirler, dolayısıyla birinci Abigail aynı zamanda Jonathan’ın “üvey teyzesi”dir.
Jonathan, “Abigail II”da 45 yaşındadır. Oysa hatırlayacağınız gibi “Abigail”de daha 27 yaşındaydı. O tarihte Abigail’in ruhu karısı Miriam’ın bedenini ele geçirip tekrar doğmuş, Miriam bunun sonucunda ölmüştü. Jonathan ise merdivenlerden düşmüş ve yaralanmıştı. Bu yüzden şimdi ancak bir baston yardımıyla ve zorlukla yürüyebilen, zamanının çoğunu, düşüş sebebiyle gözlerinden de rahatsız olduğu için karartılmış olan evde, tekerlekli sandalyede geçiren bir adama dönüşmüştür. “Abigail” albümünün sonunda öldürülmesi gereken ve öyle olduğunu zannettiğimiz Abigail’in ise, James O’Brian’ın önderi olduğu “Black Horsemen” tarafından büyütüldüğünü öğreniyoruz, çünkü James üvey kardeşi için intikam yemini etmiştir. Abigail yedi yaşındayken James O’Brian ölmüştür. Artık 18 yaşındadır ve Miriam’ın bir kopyasıdır adeta.
Bir gün ormanda gezinirken bir fırtınaya yakalanan Abigail, kendini Jonathan’ın yaşadığı malikanenin önünde bulur. Küçük bir çocuk hayaletiyle karşılaşır orada, ki bu “Little One”dır, yani ilk Abigail’in ruhu, dolayısıyla Abigail kendi “ruh ikizi”yle karşılaşmış olur. Kendisinin bir parçası olduğu için Abigail, Little One’a yardım etmeye karar verir. Little One, her gece annesini arayıp duran huzursuz bir ruhtur. Abigail onun bu azabına bir son vermek ve lanetlenmiş bu ruhu(nu) özgürlüğe kavuşturmak ister. Malikanede Jonathan ve Abigail arasında birçok tüyler ürpertici olay yaşanır. Jonathan, Miriam’a tekrar kavuşmuş gibidir ve hemen bir varis ister. Fakat tecavüz cezasız kalmaz elbette ve Abigail’in intikamı korkunç olur. Hikayenin geri kalanını kendiniz dinleyin derim ben...Ama bilin ki Abigail’in laneti yine bir son bulmuyor.
“Abigail” albümünden tanıdığınız karakterler bu albümde derinlik kazanmışlar ve geçirdikleri değişimlerle de boyut kazanıyorlar. Yani bu sefer asıl yüzlerini gösteriyorlar diyebiliriz. İyi ve kötü, siyah ve beyaz gibi ayrımlar beklemeyin ve sürprizlere hazırlıklı olun!
Albümde duyduğumuz Little One’ı, co-prodüktör Kol Marshall’ın bir tanıdığının altı yaşındaki kızı seslendirmiş. King ve ekibini çok şaşırtmış bu ufaklık, zira bir kerede mükemmel bir kayıt çıkarmış ortaya.
Albümdeki birçok efekt için film işinde çalışan bir Portekizlinin yolladığı bir ses kütüphanesinden faydalandıklarını söylüyor King bir röportajında. Mayıs’tan Eylül’e kadar süren stüdyo çalışmalarının neden bu kadar uzun sürdüğünün açıklamasını ise bozulan kayıt cihazları ve ekipmanlarla açıklıyor King. Bunları tamir etmek veya toparlamak haliyle zaman almış. Hatta şarkılardan dördünü silindikleri için tekrar en baştan kaydetmek zorunda kalmışlar! King’in bu konudaki yorumu şöyle:”Şarkılar bu sayede daha da güzel oldu, ama Abigail için zorlu bir doğumdu – sanki tekrar doğmak istemiyordu!...” Zaten kayıtlar sırasında açıklanamayan olaylar olmuş, hatta bu yüzden Kol Marshall stüdyoda hiç yalnız kalmak istemiyormuş. Örneğin bir keresinde King’le beraber ikisi stüdyoda vokal kayıtları, mixing, mastering gibi işlerini hallettikten sonra, durduk yere teyp kendiliğinden çalmaya başlamış.
Her gün stüdyoda geçirilen yaklaşık oniki saat bütün ekibi bitap düşürmüş. Bu arada stüdyoyu başkaları da kiraladığı için King ve ekibi iki hafta ara vermişler çalışmalarına. Sonra daha zinde bir biçimde geri dönüp çalışmalarını tamamlamışlar.
Kol Marshall’la çalışmalarının sebebini, onunla çalışmanın çok kolay olması, çok bilgili olması ve çok katkıda bulunması olarak açıklıyor King. Ayrıca vokallerde gereken tizlik derecesini mükemmel olarak belirleyebildiğini söylüyor. Esasen sadece tonmaister olmasına rağmen, yaptığı iş sayesinde co-prodüktör olarak anılmak hakkını elde ettiğini söylüyor King.
“Abigail II”nun kapağını, daha önce Nevermore için de çalışan Seattle’lı Travis Smith yapmış. Kapakta gördüğümüz Abigail’in yüzü için önce konserlerdeki dansçı kız Jodi’nin yüzü düşünülmüş, ama sonra pek oturmayınca bundan vazgeçilmiş. Ancak gözlerini biraz benzetebildiklerini söylüyorlar. Kapakta ise “Abigail” ve “Abigail II” arasındaki köprüyü oluşturan sahneyi, yani “The Storm”un bitip “Mansion in Sorrow”un başladığı sahneyi görüyoruz. Hikayenin devamının başladığı sahnenin kapakta tasvir edilmesini King özellikle istemiş. (Oysa artwork için ilk görevlendirdikleri kişi grubu önce haftalarca oyalayıp, sonra da “al bak, yaptım” diyerek ellerine “Abigail” kapağının aynısının kırmızısını vermiş! Tek fark, atların öteki yöne doğru koşuyor olması ve arkadaki “Mansion”un yanmış kalıntılarının görünmesiymiş.) Kapaktaki Little One görüntüsünü yaratmak için Travis Smith bildiğimiz bir oyuncak bebeği alıp bahçesine gömmüş. Birkaç gün sonra çıkarttığında ise kapak için kullanacağı model hazırmış. Abigail’in elbisesi için de yine dönemin orijinal elbiselerinden biri örnek alınmış. Little One’un elindeki fener ise, King’in fotoğraflarda poz verdiği fenerin aynısı. Fotoğraflarda da göreceğiniz üzere, makyajda da Jonathan’ı çağrıştırması için daha fazla kırışıklık ve daha sinsi bir ifadeyle bükülmüş dudaklar gibi ufak tefek değişiklikler var yine.
“Abigail II”da vokallerde, bir korku hikayesi etkisini tam olarak yaratmak için, eski albümlere oranla daha fazla efekt kullandıklarını söylüyor King. Zaten tümüyle daha fazla vokal kullanmışlar. Tabii yine harpsichord gibi enstrümanlar da mevcut. İnanılmaz kompleks şarkılardan oluşan bu albümde yer yer tekrarlanan melodiler olsa bile nakarat bölümlerine fazla yer verilmemiş. Her bir şarkıdan istense aslında birkaç şarkı çıkarılabilirmiş, o kadar komplike bir albümle karşı karşıyayız. Sadece müzikal açıdan değil, sözleriyle de son derece karmaşık ve detaylarla bezeli bir albüm bu. Eski albümlere birçok dokundurma söz konusu, bu da size dinlerken bulmaca çözüyormuş hissi veriyor. Ayrıca en hızlı King Diamond parçalarından bazılarıyla yine bu albümde karşılaşacaksınız.
Metal Blade ile oluşan anlaşmazlık yüzünden halen turneye çıkamayan grubun planları dahilinde, turnede çalacakları şarkıların %80-90’ını “Abigail” ve “Abigail II” parçalarından oluşturmaktı. Yani bize tekrar gelecek olsaydılar Abigail’in hikayesini neredeyse baştan sona izleme şansını elde edecektik.
Gruptaki kadro değişikliklerine gelecek olursak: “House of God”daki basçı David Harbour ile kimyalarının uyuşmadığını söyleyen King, bu albümde tekrar eski basçı Hal Patino ile çalışmış. Eski davulcu John Hebert’i ise harika bir insan ve iyi bir davulcu olarak nitelese de, onun bir Mikkey Dee olmadığının da altını çiziyor. O ve gitarist Glen Drover ailevi sebeplerden dolayı gruptan ayrılınca, John Hebert’in yerine, King’in “Mikkey Dee ve Neil Peart sentezi” dediği Matt Thompson, Glen Drover’in yerine ise Mercyful Fate’ten Mike Wead geldi Istanbul konserlerinden de hatırlayacağınız gibi. Bir de tabii ki değişmez eleman Andy La Rocque yine mevcut.
King’e bu aralar sık sık yöneltilen sorulardan biri ise başka hikayelerin de devamını yazıp yazmayacağı. Bu konuda herhangi bir düşüncesi ya da girişimi bulunmadığını söyleyen King, yine de “Grandma”ya karşı özel bir sevgi beslediğini ve onu bir şekilde geri getirmenin ilginç olabileceğini söylüyor. Fakat eski hikayeleri devam ettirmek konusunda verilen bir söz değil bu, çünkü halihazırda yepyeni hikayelerinin bulunduğunu belirtiyor.
Olgun sayılabilecek yaşa gelmiş bir adamın halen bu kadar yaratıcı olması, inandığı şeyi böylesine bir tutku ve bağlılıkla devam ettirmesi ve bitmek tükenmek bilmeyen enerjisi King Diamond’ı bu kadar özel ve bana göre “tek” yapan sebeplerden bazıları. Kendisinin King Diamond ve Mercyful Fate gruplarının yanısıra mütemadiyen yan projelerde de yer alması beni hayretlere düşürüyor. Kendi gruplarıyla aksatmadan birbirinden muhteşem albümler çıkartırken, bir taraftan da örneğin Dave Grohl’ün projesi Probot’ta (“Sweet Dreams” isimli parçada) veya Usurper’ın “Necronemesis” adlı parçasında konuk sanatçı olarak yer alıyor. Sırf bu müthiş üretkenliği bile onu farklı kılmaya yetiyor da artıyor.
King hakkında yazacaklarım, söyleyeceklerim hiç bitmez ama toparlayacak olursak, bir önceki albüm “House of God” müthiş bir albümdü, fakat “Abigail II” onu da aşmış, tek kelimeyle olağanüstü ve şimdiden King klasiklerinin arasında yerini almış çok özel bir albüm. Eğer King Diamond seviyorsanız – çünkü onu ya seversiniz, ya nefret edersiniz, arası yoktur! – mutlaka, ama mutlaka edinmelisiniz bu sanat şaheserini. Ben alıp başköşeye koydum, her gün ilgi ve sevgiye boğuyorum onu. Siz de gereken saygıyı gösterirseniz akıllıca davranmış olursunuz.

Son olarak birkaç dipnot:
*King Diamond’un yıllar önceki grubu Black Rose tekrar toplanacakmış.
*”Voodoo”daki “LOA House”un ilk harflerinin “Little One” ve “Abigail”in ilk harflerinden oluşması tesadüf mü acaba?...Aklıma takıldı...Ya da ben mi kafayı sıyırdım artık?...
* Albümün teşekkürler kısmında King evdeki yardımcısı Brandon Henry’e teşekkür ediyor. Peki Jonathan’ın uşağının adı ne sizce? Bildiniz!...

Seyda “Abigail” Babaoğlu

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Megadeth'in ilk İstanbul konseri

Rock the Nations Festival I

TANKARD Konseri, 12 Şubat 2011