29 Haziran 2011 Çarşamba

46 Dergisi Love and Peace Edition Party




Deneme bir ki…se-ah…ses!...Off, parmaklarım paslanmış. Yazmayalı çok oldu…yavaş yavaş açılayım, ısınayım şöyle…
Koskoca bir yıl daha geçerken benden de yine çok şey aldı götürdü, en başta da zamanımı. Arada blogspot kapatıldı, yok yeniden açıldı derken bir bakmışız aylar geçmiş, yazı yazmayı aklımızın ucundan dahi geçirememişiz. Neyse ki tatile girdim ve yavaş yavaş fabrika ayarlarıma dönmeye başlıyorum.
Ancak daha hala geçen pazar günkü 46 Dergisi Love and Peace Edition Partisinin yorgunluğu üzerimde. Kardeşim VIP partiden VIP partiye koşturuyoruz, yeter yahu, bırakın da bir dinlenelim, evimizde takılalım, TV seyretmek gibi marjinal etkinliklere vakit ayırabilelim…:P Selebriti hayatı zor kardiş, çok zor…J
Neyse efenim, Mehmet (Turgut) kardeşimiz yapmış yine yapacağını, Maçka Küçükçiftlik Park’ta kurdurmuş banklar, şemsiyeler, dondurma-bira-köfte-viski dağıtan standlar ve tabiî ki bir de sahne, olmuş sana küçük bir Woodstock. Tabii yağmur yağacağını ve çamurlar içinde kalacağımızı da varsaymıştı ama öyle olmadı. Lastik çizmelerini giymek için fırsat bekleyenler ne yazık ki yaz güneşi altında hafiften pişmek durumunda kaldı. Bense sayın kocam tarafından verilen eksik bilgi sebebiyle normal bir insan evladı gibi kot-tişört ve Star Wars montu ile dahil olmuştum herkesin çiçek çocuk outfit’leri içinde koşturduğu ortama. Aykırılık iyidir diyerek iyice cozutup köpükten yapma 46 logosunun önünde evil metal pozları da verdim, tam oldu. (Sayın kocam diyeydi, 70lerdeymişiz gibi giyin diyeydi, ah diyeydi, ne de güzel hippisel kıyafetlerim vardı. Ben de giyerdim, ben de eteklerimi sürüye sürüye yürürdüm çimlerde, ben de o güzel kızlardan olurdum ki. Ama serseri oldum, o da güzel, hem de normal:P).
Ortamda herkes ya genç-güzel, ya ünlü, ya hepsinden birden idi. Nereye baksan manken, oyuncu, şarkıcı, organizatör, radyocu, şu bu, her türlü medya insanı. Sağıma bakıyorum, Selami Şahin duruyor, önüme bakıyorum, Mustafa Altıoklar oynuyor, geçen Pazar gününü düşünüyorum, Alice Cooper beni bu koordinatlarda boğuyordu, nasıl ya diye kavram karmaşası yaşıyorum. Erdem (Çapar) “Eeee, etme bulma dünyası!” diyor. Sonra gidip bir dondurma daha yiyorum.
Ogün’ümüz (Sanlısoy) ve Sedef’imiz (Erken) de teşrif ediyorlar, zaten Ogün daha sonra sahne de alıyor ve diğer birçok sanatçı gibi sadece 1-2 parça söylüyor. Çok kısa! L Yalnız çok sevgili arkadaşlarımız Zafer, Emre ve Hamit’in Selami Şahin sahneye çıktığında “orkestra” olarak anılması bizi eğlendirirken Selami Şahin’in sahne performansı ve kitleleri avucunun içinde tutması saygı uyandırdı. Kendisi resmen orada bulunan insan mevcudunun tümünü sahnede belirdiği anda adeta bir mıknatıs gibi sahne önüne çekti, üstelik daha hiçbirşey demeden. Gerçek bir rockstar! İlerleyen saatlerde Ogün ile yurtdışı festivallerine gitme planı yapıyoruz, artı kendisinden yine pek çok güzel ve onore edici söz işitiyorum, canım benim!
Partide Mehmet’in kız arkadaşı Gonca ile de tanışıyorum ve “Eee, Küçük Sırlar’da nooldu senin o kankanla ilişkin?” diye sormayı da ihmal etmiyorum (1-2 kez haftasonu kahvaltılarımızda denk gelmiştik dizinin tekrarına, oradan bildiklerimi sattım hemen:P). Hem kaynağından öğrenmek seyretmekten daha pratik ki J. Gonca da çok tatlı bir kız, Mehmet ile bütün gün hoppidik diye oradan oraya sekiyorlar iki aşk kelebeği gibi. Sahnede love and peace temalı bir açılış yapmaları zaten son derece doğal ve sevimliydi…
Gecenin bir yarısı Metehan ve ben eve dönerken Siyabend’e (Süvari) rastlamamız ise beni çok sevindiren bir olay oluyor, zira kocamın eve götürmeye kalkıştığı 4’ü (46’nın 4’ünü söktü aldı evet!) Mete’nin elinden alıp bir daha vermiyor, ben de taksici-dolmuşçu arkadaşlara “Bu dört de bizimle gelebilir mi?” gibi abes sorular sormaktan kurtuluyorum. Hayır zaten evde bir dörde yerim yok. Yedi olsa neyse.
Ayık kalmanın zor olduğu bir eve dönüş yolculuğunun sonunda bitap şekilde yatağa düşüyor ve anında rüyalar alemine geçiş yapıyoruz. Love and peace meaaannnnn…zzzzzzzzzz…


Seyda “Abigail” Babaoğlu