16 Nisan 2010 Cuma

Sepultura konseri 2003



SEPULTURA / 1 HAZİRAN 2003, PAZAR

Daha Paradise Lost konserinin heyecanı geçmemişken yeni ve daha da heyecan verici bir haber aldım: Sepultura'nın basın toplantısındaki tercümanı olacaktım! Hilton'a gittik, lobide bekleşirken bir süre sonra hakikaten Andreas Kisser, Igor Cavalera, Paolo Jr. ve devasa kişi Derrick Green, crew'leriyle birlikte damladılar.

Max Cavalera olmadan Sepultura benim gibi birçok fanın gözünde önemli bir kimlik kaybı yaşamıştı ve artık eski parlak günler geride kalmıştı. Her ne kadar Derrick Green hakkındaki ileri geri konuşmalarımı kendisini tanıdıktan ve konser performansını izledikten sonra biiir bir yuttuysam da Max'in hala gönlümde özel bir yeri vardır. Bu müthiş frontman'le yollarını ayırdıktan sonra Sepultura isim değiştirip devam etseydi sanırım hem kendileri, hem de Derrick Green birçok haksız ve önyargılı eleştiriye uğramaktan kurtulmuş olacaklardı.

Herneyse, öyle ya da böyle karşımızda Sepultura duruyordu ve bu da kesinlikle çok önemli bir andı. Tanışma faslı sırasında hepsinin T-shirt'lerini gıpta ile inceleme durumu yaşadık. Andreas Kisser'in nefis Hellhammer T-shirt'ü canlı renkleriyle göz doldururken Igor Cavalera da "Death to Nu Metal" T-Shirt'ü ile kıskanç bakışlara hedef oldu. J

Basın toplantısı benim açımdan heyecan verici olsa da biraz "tutuk” geçti, zira tahmin ettiğim kadar soru gelmedi. Genelde soruları Kisser yanıtladı grubun yeni beyni olarak, ancak Derrick Green de son derece açık yürekli ve sıcakkanlıydı cevapları sırasında. Ama bunları başka biri anlatsın –sonuçta DK oradaydı (ve bütün biraları tüketti!:))...

Herkes otelden ayrıldıktan sonra Enis ve ben grubun hazırlanmasını bekledik lobide. Sonra beraberce minibüse yerleşip Venue'ye doğru yol almaya başladık. Yol boyunca Derrick Green'in ne kadar sakin, kendinden emin ve ürkütücü cüssesinin ardında ne kadar "dünya tatlısı" biri olduğunu daha iyi anlama şansım oldu (yine de sinirlendiğinde hedefi olmak istemem doğrusu!) Türkiye ile çok ilgiliydi, birçok soru sordu bana insanlarımıza ve coğrafyamıza dair. Özellikle başörtüsü meselesi tabii ki bunların başında geliyordu.

Benim Almanya geçmişimi öğrendiğinde bana "Sprechen Sie Deutsch?" diyerekten kendi Hollanda zamanlarından bahsetmeye başladı. Zamanında orada bir arkadaşının yanında kalmış, Almanya'da da bulunmuş, biraz Almanca biliyor.

Konu tabii ki konsere geldi bir ara. Bilet fiyatları, fanların kısıtlı alım gücü, Megadeth'e kaç kişinin geldiği, bugün acaba kaç kişinin geleceği hep merak konusuydu. "Keske herkesin gelebilmesi için eski, kullanılmayan bir fabrika binası ya da benzer bir yerde olsaymış konser" dediler ve merak etmeye devam ettiler bilet alabilecek fan sayısını.

Acaip mahallelerden geçerken konu “İstanbul'daki yapılaşma Brezilya'ya benziyor mu”ya döndü. Andreas Kisser "Yok, sizin gecekondularda en azından duvar filan var, belli bir yapı sözkonusu en azından" diye aydınlattı beni. Beterin beteri varmış anlayacağınız.

Sonunda Venue'ye vardık. Grubu arka kapıdan içeri sokup backstage'e yerleştirdik. Arada İngiliz Metal Hammer'ı için fotoğraf çektirmeye sanayi sitesine gidip geldiler Sıra soundcheck'e geldi ve işte o an Derrick Green'le ilgili herhangi bir şüphe kalmış idiyse bile hepsi yerle bir oldu. Tek kelimeyle müthiştiler, tüylerim diken diken oldu dev adam Green "We who are not as others" diye böğürürken! Soundcheck'ten sonra foto, imza filan hallettik ne eksiğimiz kaldıysa(!), sonra Igor koltukta mışıl mışıl uyuyakaldı. Bir melek gibiydi adeta:)

Bu arada crew elemanlarından biri 4 yıl Motörhead'in roadie'si olarak çalışmış, hemen fırsattan yararlanıp penalarını sömürdük.

Ve konser saati geldi nihayet! Yıllardır beklediğimiz an!! Sepultura kanlı canlı karşımızdaydı ve uğrunda boyun omurlarımızı harap ettiğimiz parçaları çalıyordu işte. Kendimi kaptırmış direkle tırmanırken bir çocuk gelip omuzuma dokundu. Kocaman mavi gözlerini inanamaz bir ifadeyle açmış "Sen bizim okulda hoca değil misin??" diye soruyordu bana.

"Evet" deyip "noolmuş yani?" tavrıyla tırmanmaya devam ettim. O ise yanındaki arkadaşını dürtüp "Bak bu bizde hoca!" dedi. Güldüm. (Ertesi gün okulda –her nedense (!) –bir takım öğrenciler bana gelip gelip "Hocam konser iyi miydi?" filan diye sorular sordular. Çocuktan al haberi durumu...)

Konseri yarı trans halinde izledik. Setlist eski-yeni herşeyi barındırıyordu, hiçbir hevesimiz kursağımızda kalmadı, hatta en gerilere gidip anonslarda Igor "Skullcrusher" adını bile anmış olduk.

Konserin son parçalarını sahnenin yanından izledim. Elemanların her detayını çoraplarına kadar incelerken hala daha "Paolo o kadar saçı neresinden çıkardı??" diye düşünüp duruyordum, zira gün boyunca minnacık bir topuzumsu ile dolaşmıştı, açınca o minicik topçuk nasıl bir sepet saça dönüştü anlayamadım bir türlü!

Konser sırasında bazı aksaklıklar yaşandıysa da (Igor ilk parçada gitarı duyamadığı için, sonra da spotlardan biri düştüğü için bir ara çok öfkeliydi) unutulmaz bir gece geçirdik ve sanırım bitiminde herkes mutlu bir biçimde ayrıldı mekandan.

Ben, iş-güç sahibi, sorumluluk bilinciyle dolup taşan bir şahıs olaraktan evime gidip mutlu bir uykuya daldım, ancak sevgili sevgilim Cenk (Turanlı) ve dostumuz Barış (Ertunç, Antisilence) daha İstiklal'de takılırken bir de Sepultura ile beraber "Hala" da yemek yemişler! Barış, pogo sırasında kırılan dişini göstermiş gruba, Cenk ise Kisser'le özellikle Sepultura/Voivod turnesi ve Jason Newsted ile olan yakın arkadaşlıkları ve Kisser'in soundtrack çalışmaları hakkında konuşmuş, zira Sepultura'ya film müziği teklifleri geliyor ve onlar da bu değişiklikten hoşlanıyorlarmış. Ayrıca Brezilya'daki gençliklerinden bahsetmiş. Aynı bizim gibilermiş onlar da, orijinal hiçbirşey bulunmazmış o zaman, hep çekim kasetle filan idare eder, değiş-tokuş yaparlarmış (ne güzel günlerdi onlar...)

Igor'un Max ile ilgili verdiği bilgiler ise ailecek görüştükleri, ama işi hiçbir zaman karıştırmadıkları yönündeymiş.

Evet, Sepultura efsanesi de böylece gelmiş ve geçmiş oldu hayatlarımızdan, sokaklarımızdan. Şimdi bir de Soulfly gelse de "eksikleri tamamlasak" demekten alamıyorum kendimi...

Seyda “Abigail” Babaoğlu

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder