19 Ağustos 2010 Perşembe

Zeytinli Rock Fest, 5 Ağustos 2010


Bir önceki yazımda rock fest'ten başka herşeyden bahsettiğime göre şimdi gerçekten biraz burada olan biteni özetleyelim.

Efenim 4 Ağustos gecesi sabah 4'lere kadar Emre Aydın dinlemek zorunda kalıp uyuyamayan organizmalarımızı 5 Ağustos sabahının erken saatlerinde yine ayağa diktik. Sevgili eşim Metehan Mert Çakır'ın Rock FM 94.5'in genel yayın yönetmeni oluşu demek, her türlü yayın ile ilgilenmek zorunda olması demek bir ton başka işin yanısıra. Dolayısıyla sabah saatlerindeki Rabarba programıyla da ilgilenmek durumunda kalıyor, ardından da kahvaltıya koşturuyoruz.

Buradaki kahvaltı bizi Tang manyağı yaptı. Kırk yıl düşünsem aklıma gelmeyecek bir içecek yoklukta pek de değerli olabiliyor! "Gitmeden bir Tang daha yapıştıralım!" repliği en çok duyulan repliklerden biri oldu.

Bugün kahvaltıda Helldorado tayfası ile de karşılaşıyoruz. İnsan bir terlik getirir dimi sevgili Norveçli dostlar - çıplak ayakla dolaşmak pis bişi!:)

Kahvaltı masamıza bir baba herhalde 2-3 yaşında olan oğlunu getiriyor, bizim Mesut'u (Süre) Barış Manço'ya benzetmiş. Büyüdüğünde "Ben küçükken Barış Manço'nun kucağına oturmuştum" diye anlatır. Yalnız tarihler tutmayacak:P.

110 tayfası da bugün mekana ulaşıyor. Kendileri kısmen komşumuz olur, bir üyesiyle aynı apartmanda yaşıyoruz. "Oooo komşu hoşgeldin!" dediğimiz grup üyeleri otelde de komşumuz çıkıyor. Candan (Tezel) ile hemen denize gitme planı yapıyoruz. Buranın denizi 2 sene önce geldiğimizde buz gibiydi, ben de soğuk deniz seven biri olarak "Oh serinleyeceğiz" diye mutlu olmuştum. Buradaki sıcaklık ve nem devamlı klima ile yaşamamıza sebep oluyor çünkü. Ama deniz hamam suyu gibi!! Üstelik bulanık ve dalgalı. Her ne kadar bize katılmış olan "sayı"lı gruplarımızdan 4 x 4 tayfası ve 110 elemanları ile denizde her türlü avam eğlencesi ile (deve güreşi örneğin) serinlesek de bu deniz sefası bana kum üzerinde rahatsız bir varlık sürdürmemizle ve güneşten kaçmanın imkansız oluşuyla 70'li yıllardaki Erdek'i hatırlatıyor.

İyice yorulmuş olarak odalara dönüyor ve duşlarımızı alıyoruz. Metehan Arka Koltuk yayını için hazırlanıp çıkıyor, bugün çok fazla konuğu var çünkü. Yayına önce 4x4, sonra 110, ardından da Helldorado misafir oluyor. Yayın yaptıkları mekan ise otelin hemen yanında bulunan çimenlik!
Arada bir yanlarına inip fotoğraflarını çekiyor veya sinekkovar sprey ikramında bulunuyorum iyi bir ev sahibesi olarak. :)

Yayından sonra akşam yemeği için otelden çıkıyoruz. Aşağıda Levent arkadaşımızı rehberi olduğu MFÖ ile konuşurken görüyoruz. Fakat otelin açık büfesine geleceklerini hiç ummuyorken bir bakıyoruz ki orada beliriyorlar. MFÖ'nün oraya gelmesiyle alkış kopuyor!! Adamlar için ne kadar rahatsızlık veren bir durum olmalı...Ama kendileri istemiş orada yemeyi. Zaten hep yaşadıkları bir durum olsa gerek.

Yemek sonrası geceye hazırlık için odalarımızda dinleniyoruz biraz, ama yine ters giden birşeyler var (ilk günden çok daha az terslik olsa da)...Çünkü İstanbul Arabesque hala sahnede değil! İlk gün de iki saat kadar sarkma vardı, anlaşılan bugün de farklı olmayacak. Nitetim iki saatlik gecikmeyle, saat 21.00'de sahne alıyorlar! Dört x Dört dostlarımızı izlemek için nihayet sahne kenarına geldiğimizde ilk önce yine performans aralarında müzik çalmamasını yadırgıyoruz. Bizler sahne arkasında yine 110 ve 4x4 ile muhabbet ederken sahnede son hazırlıklar tamamlanıyor ve nihayet Deniz, Göktuğ, Burak ve Arbak sahne alıyorlar. Tecrübeli müzisyenler profesyonel bir biçimde seyirciyi gaza getirmeyi biliyorlar. Ben de onları ilk kez canlı izleme şansı bulmuş oluyorum. Genelde son dönem Türkçe Rock yapan gruplarının birçoğu "not my cup of tea" tarzında olsalar da yine de sevdiğimiz dostlarımızı izlemek her zaman bir zevk. Gerçi arada birşey almak için odaya kaçıp gizli gizli kitap okumuyor değilim! Bu halimle ders kitabı arasına Zagor koyup okuyan veletlere benzetiyorum kendimi. Ama naapiim, "Firmin" bitmek zorunda, çok merak ediyorum!!!

Sıradaki isim Gökçe. Biz o sırada yine odamıza çekilmeyi tercih ediyoruz. 110 performansını merak ediyoruz, onları izlemek için çıkacağız tekrar. Ama kara haberi alıyoruz çok vakit geçmeden: MFÖ soundcheck'lerini fazla uzun tuttuğu için 110'a MFÖ performansından sonra (!) çıkmaları teklif edilmiş. Bu da sabahın körü demek olacağından 110 iptal oluyor. Özel bir sahne şovu hazrılamış olan dostlarımızı izleyemeyecek olmak bizi en az onlar kadar hayal kırıklığına uğratıyor.

Helldorado sırasında Metehan'ın Survivor'dan arkadaşı Özlem ve onun sevgilisi ile buluşup muhabbet ediyoruz, ardından ben otele yatmaya gidiyorum. MFÖ benim için hiçbir şey ifade etmiyor, sanırım hep Türkiye'de büyümediğimden olsa gerek. Odada uyumaya çalışırken (ve başaramazken) bakıyorum ki aslında tüm parçalarını biliyorum, ama alandan gelen mutluluk ve coşku sesleri benim içimde daha ziyade "bitse de uyusak" şeklinde yankılanıyor. Duygusal bağ olayı bambaşka birşey.

MFÖ performansı saat 5'te bitiyor, nihayet az bir sessizlik periyodu başlıyor!

Ve uyku...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder