8 Haziran 2010 Salı

See you in another life, brotha!


(Hayır, bu bir LOST’un sonu yorum yazısı değil…Baştan söyleyeyim de!)

Bu paralel evrene geçtiğimizden beri hep farkındayım bunun tuhaf ve yanlış bir alternate reality olduğunun. Dimension door’unu bulsam gidip düzelteceğim her şeyi, Matrix’teki kırılmayı, boyuttaki kaymayı.

Küçükken okuyup korktuğum bir Mandrake sayısı vardı – aynadaki görüntüler gerçeğin tam tersi, evil karakterlere dönüşmüştü. Mandrake nasıl düzeltti sonra hepsini hatırlamıyorum, ama belki de cevap oradaydı…

Bu boyutta her şey ne tuhaf, ne kadar akla mantığa aykırı, ne kadar fantastik, ne kadar da kahredici! Ürkütücü bir bilim kurgu dizisinde yaşıyor gibi hissediyorum bazen.

Ama alternatif evrenimizde her şey hala güzel. Onu bilmek bile rahatlatıyor biraz olsun…Bir gün tekrar “doğru” tarafa geçeceğimize ve bu dizinin de mutlu bir son ile biteceğine inanıyorum.

Orada dost ve aile bildiklerim hala öyleler, onlara her koşul altında güvenebilirim. Orada sevgi var ve arkadaşlık bir şey ifade ediyor. Orada saygı var, ve kadir-kıymet bilmek, ve eğlence, ve dayanışma, ve yozlaşmamış değerler, ve tevazu var. Orada yalan söylenmiyor, orada nankörlük yok, arkadan işler çevrilmiyor, arkadan bıçaklar saplanmıyor – biri saplamaya kalkışsa dost bildiklerin engel oluyor…Orada insanlar hala onları tanıdığım zamanki gibiler. Karakter değiştirmiyorlar. Çirkinleşmiyorlar. 180 derece dönmüyorlar. Bir yerleri kalkmıyor. Dün dündür, bugün bugündür’cülük yok. Verilen sözlerin bir değeri var. Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı var, hatır için çiğ tavuk bile de yenir! Duygular kalıcı, kavgalar geçici, bayramlar barışmak için var, düzenlenen eğlenceler de eğlence için…

Burası ise uçurumun kenarı.
Rüzgar devamlı itiyor arkadan.
Tek başınasın.
Babana bile güvenmeyeceksin.
Devamlı güçlü durmak zorundasın.
Bir an bile rahatlayamazsın.
Sırtını dayayabileceğin bir şey yok.
Tutunabileceğin bir şey yok, incecik bir dal bile, belki bir pamuk ipliği, belki o bile yok...
Sadece kendi gücün, kendi dengen seni ayakta tutuyor.

Ve öyle güçlü ve dengeni koruyarak durdukça, seni itmeye çalışan rüzgara karşı, uçurumun kenarında inatla mücadele ettikçe o kadar güçleniyorsun ki, o rüzgar hiddetlendikçe sen o derece kendi gücüne sarılıyorsun ki, kendine olan inancın senin öylesine sağlam bir şekilde çakıyor ki o uçurumun kenarına, artık aşağı bakıp sadece sırıtabiliyorsun en ufak bir korku hissetmeden, çünkü artık biliyorsun ki seni öldürmeyenin güçlendirdiği doğru.

Esas soru ise şu: bir kız çocuğunun hayali, yalnız ve güçlü savaşçı olmak mıdır, yoksa şımartılan, korunan, güven ve huzur içinde bir prenses olmak mı?

Dimension door’un anahtarını akşam paspasın altına bıraksanıza hanginiz aldıysa. Bari orada bir temiz hava alıp geleyim.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder