17 Mayıs 2010 Pazartesi

Öylesine


Bugün işten erken çıktım. Hava da güzeldi, dedim ki eve gitmek için servisi beklemeyeyim. Tünel tarafından Bostancı tarafına yolculuğum İstiklal’den geçerek başladı her zaman olduğu gibi. Fakat şu eve varmış olduğum an yol boyunca aklımdan geçmiş olan birkaç şeyi yazasım var. Nedeni yok, sadece parmaklarımın ucu karıncalandı.

  • Bir mezun kızımıza rastladım yolda. Okul hiç ona göre bir okul değildi, çok zorlanıyordu, ama şimdi bakıyorum yolunu gayet güzel çizmiş, başarıyla yürütüyor işini. Çok sevindim. Bütün gençlerin yolu açık olsun bu zorlu ortamda.
  • İstiklal’den çok sıkıldığımı bir kez daha fark ettim. Her ne kadar onca çeşit insan ile çok neşeli ve kozmopolit bir ortam olsa da, artık sanırım çarpışmamak için devamlı manevra yapmaktan sıkılmışım, rahatça yürünebilecek, kalabalığın ancak İstiklal’in yarısı kadar olduğu bir cadde istiyorum. Ayrıca kaldırım taşlarına bakmak istemiyorum. Zamanında eşek yüküyle para harcanmış yollar bir zahmet düzgün olsun, yamuk yumuk taşlara takılmamak için bin takla atmak zorunda kalmayalım! Hayatımın en mutlu ve en korkunç anlarından yüklü bir kısmını geçirdiğim bu caddede hayatım devam ediyor, yolum devam ediyor.
  • Adidas’a giriyorum, görevli eleman Motörhead çantamı beğeniyor, sempati alışverişi yaşanıyor. Ayakkabı alışverişi ise numara yokluğundan erteleniyor.
  • Starbucks’ta bir kahve içiyor, Moby Dick’teki Starbuck karakterini düşünüyorum. Sonra da bir fincan kahveye biçtikleri fahiş fiyatı! Azaltmak lazım bütün bu tüketimi. Gazetemi okuyorum, Fenerliler kendi stadlarını yakmış şampiyonluğu Bursa alınca. Nasıl bir zihniyettir bu? O diil de Ragga Oktay’ın çok eğlenceli bir şarkısı vardı yıllar önce, böyle bir şampiyonluk filan için mi yapmıştı neydi? Ragga Oktay nooldu hakkaten yahu?
  • Ayrıca bana ne futboldan. Zerre ilgilenmem. Beni dün gece sarsan tek olay Dio’nun ölüm haberi oldu. Holigan zihniyete Allah akıl fikir versin demekten başka bir şey yapamam.
  • Holigan dedim de Athena’nın Serseri Mayın parçası ne eğlenceli bir parçadır Yarabbim!
  • Bambi’de bir tavuk dürüm molası. Elma-havuç içerek fitness yolunda ilerleme sağladığını sanmanın dayanılmaz hafifliği.
  • Sarı dolmuş şoförü sahil yolu istiyor, ama Ziverbey veriliyor. Sinir küpü olmuş genç şoförümüzle yola çıkıyoruz. İstanbul denen tımarhanede yol alırken bir yandan kornalar, bir yandan radyoda bangır bangır Türk popu, bir yandan trafik, önümüze atlayan teyzeler, herkese saydıran ve inen yolcuların da arkasından bir şeyler mırıldanan şoför kardeşimiz, hani herhalde Hindistan olmamız için bir tek inekler ve birinin elindeki kafeste çırpınan tavuk eksik. Radyoya kulak veriyorum, “müzik” adı altında ne kabahatler işlenmiş yine, akıllara durgunluk verecek cinsten. Nasal konuşan bir DJ’in pek zeki anonsları (“Aldatmak ilişkiyi sağlamlaştırıyormuş!”) ve sanatötesi lirikleriyle Türk popu şarkıları devam ederken bir bakıyorum Boğaziçi Üniversitesi’nde okurken servis arkadaşım olan Göksel’in bir şarkısı çalınmaya başlıyor. O tatlı, tanıdık ses hoşuma gidiyor. Fakat yine aynı dönemde BÜ’ye girmiş olan Nil Karaibrahimgil çalınırken, kolay kolay kimsenin bir şeyini kıskanmayan şahsımın, zamanında onun güzelliğini nasıl da kıskandığım aklıma geliyor. Başka hiçbir şeyini beğenmesem de güzellik bakımından dünyada gördüğüm en başarılı birkaç insandan biri hala o kızdır. Ama eskiden bile çok nadir yaşadığım kıskançlık duygusu Allahtan çok uzun yıllardır tamamen yokolmuş durumda. O kadar rahatım ki, herkese de dilerim bunu.
  • Hava kapatıyor iyice. Yarın noolur yağmur yağmasın diye içimden geçiriyorum, her ne kadar yağmuru sevsem de, zira Belgrad Ormanına gidilemeyecek eğer yağarsa. Ama yılda anca 2-3 kez orman ortamına girebildiğimiz için her bir fırsat çok değerli benim için! Kene bile varsa gidelim! Yeşillik özlemim doruklarda. Kuş sesi and temiz hava rocks!!!
  • Kene dedim de Lost’taki Keamy, Robin Hood’da Little John’u oynamış, pek de yakışmış. Ayrıca onu bir kez de sevimli bir rolde görmek hoşuma gitti, yoksa kafamda psikopat olarak yerleşip kalacaktı.
  • Lost bitiyor haftaya!!! O bitene kadar ölmemeliyim!!! Yoksa “bu dünyada bitirmediği işler yüzünden arada sıkışıp kalan ruh” klişesine uyup haunt edicem ortalığı, ta ki son bölümü biri bana seyrettirene kadar.
  • Robin Hood güzel olmuş, Russell Crowe zaten candır bu tip roller için. Cate Blanchett de apayrı güzellikte bir Maid Marion, ikisi bir arada pek hoş.
  • Eve girdim, her zaman olduğu gibi güzeller güzeli Merlin beni karşıladı ve günümün nasıl geçtiğini sordu (“Mrrrreo?”). Bu aralar en sevdiği etkinlik balkona çıkmak olduğu için hemen de balkon kapısına doğru koşup “Aç şu kapıyı bana!” dedi (“Meomeo!”). çıktı otunu yedi hemen ritüelin bir parçası olarak, sonra da gelen geçen arabaları seyretti bir süre sardunyaların arkasına saklanmış vahşi Puma edasıyla.
  • Radyoyu açtım - Rock FM 94.5 tabii ki. Kocamın sesini dinlemek istediğimde gün içinde kendisine telefon etmeme bile gerek yok – saat 17-20.00 arası radyoyu açmam yeterli - kontür gitmiyor hem hohoh J. Redbull Flugtag konuşuyorlar, bu Pazar o iş var. Ne?? Yüzbine yakın katılım mı?? Bu hafta hep etkinlik yahu! Bu akşam da Lamb of God var ama hala bilmiyorum gidip gitmeyeceğimizi. Çok spontan, çok, ele avuca sığmaz, her an her şeyi yapabilecek çok rakınrol insanlarız da ondan!:P
  • Wombat beslemek istiyorum.
  • Bukalemun da beslemek istiyorum. Omzumda dursun, adı da Erol olsun.
  • Baykuş beslemek istiyorum ısrarla! Bir de Kuzgun!
  • Niye benim hala çiftliğim yok??? Biri bana bunu açıklasın!!!

Huysuzlandım bak yine! Gittim ben!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder